10/08/2013
Soru:
Selamünaleyküm ve rahmetullahi teâlâ ve berekatuhu, nasılsınız efendim? Yüce rabbim size sağlıklı uzun ömürler versin efendim. Sorum şu: Mürşit/Rehber kimdir?
Ayrıca bana dua etmenizi rica ederim, rabbim yapmış olduğunuz bütün iyilikerin karşılığını versin.
Soran: Yusuf
Cevap:
Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Öncelikle güzel dualarınızdan teşekkür ederim, Allah Teâlâ’nın sevdiği ve razı olduğu şeyleri yapmanızı nasip etsin.
Mürşit/Rehber: Manevî ve bilimsel açısından Hz.Peygamber sallallahu âleyhi ve sellem’e kadar ulaşan isnat zincirine bağlı olan Mürşid-i kâmildir.
Mürşit kelimesi ,kur’ân-ı Kerim’in şu ayetinde geçmiştir: “Allah kime hidayet ederse işte o doğruyu bulmuştur; kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek bir rehber bulamazsın.” (Kehf sûresi, 18/17).
Dolayısıyla mürşit “Bizim uğrumuzda elinden gelen çabayı sarfedenlere gelince, onları bize ulaşan yollara mutlaka yöneltiriz. Kuşkusuz Allah iyilik yapanların yanındadır” (Ankebût sûresi, 29/69) ayetinin çerçevesinde Allahu Teâlâ’nın ibadeti/ta’atine muvaffak kıldığı ve kendine yakınlaştırdığı kuldur.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Kudsi hadiste şöyle buyurdu: “Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifaye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum.” İmam buhari Allahu Teâlâ rahmet eylesin.
Buna ek olarak Allahu Teâlâ’nın istediği kullara bahşettiği faziletlerdir. Nitekim O bakara sûresi 105. ayetinde buyurdu ki: “Hâlbuki Allah rahmetini ancak dilediğine tahsis eder. Allah büyük lütuf sahibidir.” “Alalh rahmetini ancak dilediğine tahsis eder” ifadesinin anlamlarından biri de Allahu Teâlâ’nın kulunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e yakın tutmasıdır.
Mürşit de kendi Şeyh mürşidi aracılığıyla Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e kadar kesintisiz bir şekilde İsnat zincirli İcazet almış ve dolayısıyla bu İcazet, Hz. Peygamber’e yakın olduğuna, kendisinden manevî bereket/feyiz ve kalp nurlarını aldığına delalet eder.
Ancak çağımızın hocası Şeyh Abdullah el-Herşemî hazretleri -Allah kendisinden razı olsun ve rahmet eylesin- mürşitleri irşat ve manevî teveccüh şeyh mürşitlerinden bağımsız bir şekilde yapabilme imkânına sahip olmalarına rağmen
manevî terbiye işini herhangi bir saatte yaptıklarında kendi Şeyh mürşitlerinin manevî gücü/etkisi altında yaptıklarını diye tanımladı. Çünkü mürşitler, Allah’ın lütfû ve kendilerini manevî terbiye eden ve yolu gösteren Şeyh mürşitlerinin sayesinde bu yüksek makama ulaştıklarını bilirler. Ayrıca mürşide bağlı olmak (sülûk etmek) manevî yükselmenin en önemli sebeplerindendir. Çünkü rûh, bereketi ve bağışı sınırı olmayan mübarek zikrin makamlarında yükselir.
Buna örnek olarak
Şu hadisi gösterebiliriz. El-Haris b. “Mâlik el-Ensari’nin (radiya Allahu anh) Hz. Peygamber’imiz sallallahu aleyhi ve sellem’in yanından geçerken Hz. Peygamber Ey Hâris! Bugün nasıl sabahladın diye sordu. Hâris de hakîkî bir mümin olarak sabahladım diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber dediğine bak -dikkat et- çünkü her şeyin bir bir hakikatı var, senin imanının hakikatı -gerçekliği- nedir diye sordu. Hâris nefsimi dünyadan uzaklaştırdım -nefret ettim- ve gece teheccütle -namaz kılarak- geçirir gündüz oruç tutuyorum. Sanki de Rabbimin arşını açık bir şekilde, cennet ehlini birbirleriyle ziyâret ettiğini, cehennem ehlinin de azaptan bağırıp çağırdıklarını görüyorum. Bunun üzerine Hz. Peygamber üç kere tekrarlayarak Ey Hâris! Doğru bildin, dolayısıyla devam et buna diye buyurmuştur. İmam Taberanî.
Başka bir rivayete göre ise buyurdu ki : “Allah kalbini nurlandırdığı mümindir.” İmam Beyhakî.
Dolayısıyla mürşitler -Allah kendilerinden ve sizden razı olsun- günah ve ayıp/hataları terkettikleri gibi vücut ve kalpleri arındırdılar. İmânın hakikatına ulaşmakla beraber ihsânı menhec/yöntem edindiler.
Bu konu hakkında ayrıntlı bilgi edinmek için, bu sitede “Ebhâs ve Dirâsât” bölümünde yayımlanan “Kalbin Bağları” (er-Râbıta el-kalbîyye) adlı eserimde 49_58 sayfalara bakabilirsiniz.
Son olarak şanı yüce olan Allahu Teâlâ doğrusunu bilir.
Ümmetleri rehberi ve Arap ve Acemlerin efendisi olan Hz. Muhammed’e, kerem ehli olan yakınları ve sahabelerine salat-ü selam olsun.