03-03-2021
Soru:
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Şeyhim Saadullah hazretleri (Allah sizden razı olsun) Mürşitlerin (rehberler, Allah kendilerinden razı olsun) temiz kalpleriyle sadece kendilerine tâbi (sülûk eden) kimseye mi yönelirler, yoksa başka bir mürşitte sülûk eden kimseye de yönelebilirler mi?
Bu mübarek yönelmenin (teveccüh) mahiyeti nedir? Sülûk eden kimse bunu nasıl hissedebilir (anlayabilir)? Mürşitler tarafından gerçekleştirilen yönelme, sülûk eden kimsenin ailesinden olup sülûk etmemiş diğer aile fertlerini de kapsar mı? Rabbim sizi her türlü kötülük beladan korusun şeyhim.
Cevap:
Allah sizi mükafatlandırsın, sizden razı olsun, takvasıyla da sizi güzelleştirsin. Çünkü O, kendisine dua edeni geri çevirmez, niyaz edenin de niyazını boşa çıkarmaz.
Yönelme (teveccüh); iyi amaçlı manevi bir şarjdır. Teveccühle, (mürşidin kendisine yönelmesini isteyen) o kimseyi karanlıktan aydınlığa çıkarmak ya da o kimsenin kalbinden gafleti çıkarıp atarak onun manevi yönünü yükseltmek amaçlanır.
Allahu Teâlâ mürşitlere çeşitli yönelmeler (teveccüh) vererek ikramda bulunmuştur. Bunlardan ilki, mürşit tarafından gerçekleşen ve sülûk etmiş veya etmemiş bütün mü’minlere yapılan genel yönelmedir. Çünkü şanı yüce olan Allahu Teâlâ; Muhammed suresi 19. ayetinde “Bil ki, Allah’tan başka tanrı yoktur. Kendi günahın için, erkek kadın müminler için Allah’tan af dile. Ne yapacağınızı ve yerinizin neresi olacağını Allah bilir.” buyurmaktadır. Bu ayette hitap edilen Hz. Muhammed’in (Sallallahu aleyhi vesellem) vârisidir. Dolayısıyla Mürşidin bu şerefli ve nebevî görevinin belli oranda bir payı vardır. Ayrıca istiğfar (mağfiret dilemek) bir yalvarmadır ve iyilikleri sayılamayacak kadar büyük bir istektir.
İkincisi, sülûk eden kimselere özgü olan yönelmedir. Bu da be’iat, âhd, m’isak ve sözlerin bir izidir. Nasılsa âhd/söz sülûk eden kimsenin üzerine yükümlülükler gerektirirse, mürşidin üzerine de belli yapılması gereken sorumluluklar gerektirir.
Üçüncüsü, yukarıda sözü geçen iki yönelmeden daha genel bir yönelme olup kalbî bir arzu/istektir ki insanlar başta olmak üzere mekân ve zamana da olumlu bir iz bırakır. İlâhî rahmet olup tecelli eden Rahman, Rahîm ve Latif sıfatlara dayanan bu yönelme, Kur’an-ı Kerim’in ayetleri ve Hz. Muhammed’in hadisleriyle sabittir. Örneğin Allahu Teâlâ Enbiya suresi 107. ayetinde şöyle buyurur; “(Resulüm!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.” Enfal suresi 33. ayetinde de şöyle buyuruyor: “Halbuki sen onların içinde iken Allah, onlara azap edecek değildir. Ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici değildir.” Hz. Peygamber (Sallaallahu aleyhi vesellem) de bu konuda “Ey insanlar! ben ancak rahmet olarak gönderilmiş biriyim.”
Sakîf Hz. Peygamber’den (Hz. Peygamber’e çok şiddetli eziyet etmelerine rağmen) kavmine beddua etmesini istediği zaman Hz. Peygamber şöyle buyurdu; “Ey Allah’ım! Sakîf kabilesini hidayet et.” Tirmizi’nin rivayeti.
Dolayısıyla Mürşitler (Allah onlardan razı olsun) peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed (Sallaallahu aleyhi vesellem)’in izinden gitmektedirler. Onların en büyük amacı, insanların hidayet yolu üzerinde olmaları, güvende yaşamaları, dünyada ve ahirette başarılı olmalarıdır.
Yönelmenin (teveccüh) bütün çeşitleriyle duaya benzer. Nitekim Allahu Teâlâ Nûh suresi 28. Ayetinde; “Rabbim! Beni, annemi, babamı, inanmış olarak evime girenleri, mümin erkekleri ve mümin kadınları bağışla, zalimleri ise daima helâk et.” ve İbrâhim suresi 41. Ayetinde de; “Ey Rabbimiz! (Amellerin) hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!” şeklinde buyurması bunun göstergesidir. Dolayısıyla Hz. Nûh ve Hz. İbrâhim’in dualarının başında farklı zaman ve yerlerde bulunan ölü ve diri bütün mü’minleri kastetmişlerdir.
Bu sebeple mürşitler (Allah onlardan ve sizden razı olsun) dinin buyruklarına uymak konusunda insanların içinde en hassas ve o buyruklara en çok uyan kimselerdir. Allahu Teâlâ tarafından kendilerine ihsan edilen bu nimetleri ve bereketleri olan mürşitler, bunları en iyi şekilde değerlendirirler. Örneğin Allahu Teâlâ’nın Kehf suresi 28. ayetini “Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme.” okuduklarında sadece manevi yönüyle yetinmeleri değil, aynı zamanda fakirlere bakmaları ve onların ihtiyaçlarını gidermeleri gerektiğini anlarlar.
Allahu Teâlâ Yâsîn suresi 26-27. Ayetlerini okuduklarında da “Ona, ‘Cennete gir’ denildi.” “Rabbimin beni bağışladığını ve güzel biçimde ağırlananlardan eylediğini keşke kavmim bilseydi!” dedi. Sırf o insanlara bilgilendirip onların iyiliği istediği için zülüm ve düşmanlık adına şehit edilen o kimseye saygın bir duruş sergilerler ve bütün insanlara iyilik (faydalı bilgiler vs.) ulaşsın diye yönelmeleri gerektiğini anlarlar. O (şehit edilen kimse) berzeh aleminde olduğu halde onların dertlerini taşımış ve onların öğrenmelerini istemiştir. Dolayısıyla mürşit olan kimse kendine tabi olan ve sülûk etmiş insanların bu yönelmenin sayesinde öğrenmeleri için gayret eder.
Bununla beraber bu buyruklar konusunda bazı Müslümanlar ile mürşitler ortak olabilirler ancak bu Müslümanlar kendilerine vacip kılınmış bir sorumluluk olarak düşünürler. Zikrettiğim bütün bunlar, yönelme (teveccüh) olarak kabul edilir. Mürşitler (Allah onlardan ve sizden razı olsun) de ve aralarında farklılıklar bulunmasına rağmen bu ilâhî ikramların en üst seviyesine nail olmuşlardır. Ancak günümüzde bazı Müslümanlar bunlara inanır. Çünkü diğer Müslümanların manevî kültürleri zayıftır.
Yönelmenin (teveccüh) mahiyeti ise dua, mağfiret dilemek ya da manevî yardım şeklinde olabilir. Sülûk eden kimse teveccühün etkisini; ansızın kalbinde zikir yaptığını görerek veya kalbinde bir ferahlık hissederek ya da bir ta’at (bir emir, iyilik, iyi amel vb. işler) yaparak müşahede eder. Fakat her şeye rağmen sülûk eden kimsenin bu konuları fazla düşünüp vaktini boşa harcamaması gerekir. Şanı yüce olan Allah her şeyi daha iyi bilir ve yarattıkları için neyin iyi olup olmayacağını da yine O bilir.
Son olarak; rahmet anahtarı ve insanlığa bahşedilmiş büyük bir nimet olan Hz. Muhammed’e, yakınları ile sahabelerine salat-u selam olsun.